Diyabet Nedir?

Diyabet, pankreastan salgılanan insülin hormonunun yetersizliği veya yokluğu sonucu kandaki şeker miktarının yükselmesi ile ortaya çıkan ömür boyu devam eden bir hastalıktır. Diyabet hastalarında vücut yenilen yiyeceklerde bulunan besin öğelerini uygun şekilde kullanamaz çünkü diyabetli kişiler ya uygun miktarda insülin salgılayamaz ya da insülin yeterli miktarda salgılanır ancak salgılanan insülin dokularda yeterince etkili olamaz. Besin öğelerinin insülin olmaksızın vücutta kullanılmaları mümkün değildir. Yenilen yiyeceklerde bulunan karbonhidratlar emildikten sonra şeker (glikoz) olarak kana geçer. İnsülinin yetersiz ya da etkisiz olmasından dolayı şeker hücre içine giremez ve hücrelerin ihtiyacı olan enerji karşılanamaz. Sağlıklı bireylerde kan şekeri düzeyi açlık halinde 120 mg/dl, tokluk halinde (yemeğe başladıktan iki saat sonra) 140 mg/dl'nin üstüne çıkmaz. Açlıkta veya toklukta ölçülen kan şekeri düzeyinin bu değerlerin üstünde olması, idrarda şeker çıkması diyabetin varlığını gösterir.
Bir kişinin diyabetli olup olmadığı Açlık Kan Şekeri (AKŞ) ölçümü veya Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) yapılarak saptanır. AKŞ ölçümü 100-125 mg/dl olması gizli şeker (pre-diyabet) sinyalidir. AKŞ ölçüm sonucunun 126 mg/dl veya daha fazla olması diyabetin varlığını gösterir.
OGTT'de glikozdan zengin sıvı aldıktan 2 saat sonraki kan şekeri değeri önemlidir. İkinci saat kan şekeri ölçümü 140-199 mg/dl ise gizli şeker, 200 mg/dl veya daha yüksek ise diyabet tanısı konulur. Yeterli ve dengeli beslenme ile birlikte fiziksel aktivitenin diyabetin ortaya çıkmasının engellenmesinde, geciktirilmesinde ve komplikasyonların en az düzeyde oluşmasında önemli rolü olduğu bilinmektedir.
Diyabet dünyadaki en yaygın yaşam boyu süren (kronik) hastalıklardan birisidir. Dünya Sağlık Örgütü'nün diyabetle ilgili verdiği son istatistiklere göre, 2030 yılında dünyada 366 milyon diyabet hastası olacağı tahmin edilmektedir. Diyabet hayatın her yaşında ortaya çıkabilmesi ve ortaya çıktıktan sonra ömür boyu sürüyor olması açısından çok önemli bir hastalıktır.
Erken tanısı konup doğru tedavi edildiği zaman kişinin yaşam kalitesini düşürecek bir organ hasarına sebep vermez. Ancak geç tanı ve yanlış tedavi ile ciddi organ hasarları doğurabilen bir hastalıktır.